24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi

Lesezeit
8 Minuten
Gelesen zu

24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi

29. Juni 2018 - 14:05
Kategorie:
0 Kommentare

Es gibt ja tatsächlich noch sehr viele Beobachter und türkische Oppositionsanhänger, die die türkischen Wahlen am 24. Juni aus verschiedenen Gründen nicht akzeptieren wollen oder können. Hier ein Erklärungsversuch eines Oppositionellen, der in der Türkei während der Wahlen im Wahllokal seine Beine in den Bauch stand und gegenwärtig feststellen muss, mit welchen haarsträubenden Argumenten Beobachter wie Oppositionsanhänger dennoch von Manipulation oder fehlender Fairness sprechen. [Freie gekürzte Übersetzung - das original kann in türkischer Sprache gelesen werden und erschien in Ekşi Sözlük. Ekşi Sözlük ist ein türkisches soziales Netzwerk, Online-Forum und nutzergeneriertes Wörterbuch, in dem registrierte Nutzer zu allen denkbaren Begriffen, Themen und Sachverhalten – ob real oder hypothetisch – Einträge verfassen können.]

Türkei-Wahlen von einem Oppositionsanhänger verständlich gemacht

Kaybettiğimiz seçimdir. Zırvalıkları değil gerçeği duymak isteyenler okusun.

Amına koyduğumun geri zekalıları gelin size bir şey anlatacağım; dün sabahın 6'sından akşam 8'e kadar sandığın başındaydım eve geldikten sonra da yazdığınız yüzlerce embesil embesil entry'leri okuduktan sonra bir kez daha anladım ki bu ülkenin muhalif kesiminden hiçbir sikim olmaz. ulan gezi'den beri hani şu "orantısız zeka" geyiğiniz var ya hah işte ben sizin o "orantısız zeka" zırvalığını üreten beyin çeperlerinizi sikeyim. o kadar boş, ülkenin hakikatlerinden kopuk ve aptalsınız ki. sizin karşınızda delirmemek için direniyorum, dişlerimi sıkmaktan bir hal oldum, ciğerim yanıyor, ciğerimi yaktınız amına koyduğumun zır cahilleri. sizinle ne bok yiyeceğiz bilmiyorum. 

ahmaklığınızın en parlak alameti ne biliyor musunuz? "kaybettik" demeyi öğrenip bunun nedenlerini rasyonel bir akıl ve gözlemle sorgulamayı bilmiyor oluşunuz. akıllı, cesur ve gerçekçi bir kumandan ye - nil - dik demesini bilmeli. yenildik demesini bilmeli ki sonrasında da nerede hatalar yaptık? kazanmak için ne yapmamız gerekiyor? gibi soruları sorup yeni teknikler, stratejiler, çalışmalar yapacak akıl üretebilmeli. 

peki siz - biz ne yapıyoruz? binlerce komplo zırvalığı, binlerce düşük zekalı, atari oyunu kalitesinde tespitler, her seçimde aynı teraneler, aynı zırvalıklar aynı beyinsizlikler, aynı çapsızlıklar. hangi birini yazayım söyleyeyim bilmiyorum ki insanı verem eder, kanser edersiniz lan siz. bu ülkenin genç, sözde akıllı muhalif kitlesi sizlerseniz boğazımıza kadar yarrağı yemişiz. 

şimdi yazacaklarımı iyi okuyun götverenler. okuyun da dangalak dangalak ezberlediğiniz şu "biz zekiyiz, orantısız zeka, cahiller sürüsü" ve benzeri zırvalıklarla uyuşmuş, süngere dönmüş beyinlerinize kan gitsin biraz.

seçimden bir gün önce: 6 buçukta uyanıp 90 km yol gittikten sonra 8 gibi bağdat caddesi'ne vardım. bilen bilir o caddede enteresan şekilde bir borsa lokantası şubesi vardır. neyse oraya gidip bir çorba içtim. biraz caddede dolaştıktan sonra yavaş yavaş maltepe'deki miting alanına gideyim dedim. bostancı vapur iskelesine kadar yürüdüm. sonra biraz daha yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. yaklaşık 8 km yürümüşüm. miting alanına vardım nihayet. mitingden söz etmeyeceğim, dönüşte aynı yolu tekrar yürüdüm. çok acıkmıştım borsa'da bir tabak nohut ve pilav yedikten sonra kendime biraz geldim gittim cadde'deki ot cafe'de bir bira çaktım. akşam olmuştu arabaya binip geldim.

seçim günü:

sabah uyandığımda ayaklarım balon gibi şişmişti, yere zar zor inleyerek basıyordum. soğuk suyun altında bir süre kaldıktan sonra inleye böğüre üstümü giydim ve sabah 6'da görevli olduğum sandığımın başına gittim. her yerde akp gençlik kollarından gençler fır dönüyordu. daha sonraki sohbetlerimizde söylediklerine göre sabah 4'te teşkilat binasında toplantı yapmışlar akşama kadar neler yapacaklarını tek tek planlamışlar; görevlilere yemek organizasyonları, çay ikramları, nöbetleşe çalışmalar ve vatandaşa nazikçe yardımcı olma, hatta hastaları, yaşlıları, kalabalık aileleri evden arabalarıyla alıp okula getirdiler. adamlar her şeyi mükemmel bir şekilde planlamışlar. hayır hiç de öyle kaba saba, hödük hareketlerle değil herkese karşı güler yüzlüler ve hemen herkesi tanıyorlar, hoşbeş ediyorlar, hal hatır soruyorlar. bakın bu adamlar bunu sadece seçim günü yapmıyorlar emlakçı dükkanları açmışlar her köşe başına, nakliye firmaları var, tesisatçı dükkanları var ve bu beldeye gelen tüm memurlara, çalışanlara, turistlere karşı alaka içindeler, yardımseverlikle yaklaşıyorlar. 

tüm bunlara karşın henüz uykudan bile uyanamamış chp'nin kadın görevlisi sandık başına en son geldi. ve daha da acısı ne biliyor musunuz? her yerde akp'den bilmem nerenin başkanı, bilmem hangi mahallenin sorumlusu; kirli sakallı, takım elbiseli, bileği tespihli herkesle el sıkışan ve çevresindeki gençlerle saygı - hürmet - ağabey ilişkisiyle sürekli işler yaptıran bir ton adam dolaşıyordu. bu adamlar son dakikaya kadar okulun her yerinde fır döndüler. bakın asıl mevzuya geliyorum; bir tane bakın bir tane bile chp'li gözükmedi etrafta. ne chp'li gördüm, ne iyi partili ne şu ne bu. sadece akp'liler karınca gibi çalıştılar. tanıdığım chp'li aileler oy kullanmaya bile saat 3'ten 4'ten sonra gelmeye başladılar. 
burası istanbul'un marmara kıyılarındaki bir beldesi. her yer şortlu kadınlarla dolu, e - 5 bu beldeyi ikiye ayırmış kıyı şeridinde bol bol şortlu kadın, tekel bayisi, seküler kafeler, mekanlar görürsünüz ama yolun kuzeyindeki mahalle çarşaflı diyarıdır. hepsi anadolu'dan şu veya bu sebeple göç etmiş tutucu, muhafazakar, son derece dindar ve tabiri caize allah'ına kadar reisçiler. 

sonuç; 330 seçmenin oy kullandığı sandığımda muharrem ince'ye 60 oy çıkarken tayyip erdoğan'a 208 oy çıktı. 40 da mhp. haydi bunu da komplolarla açıklayın ekşiciler, çok zeki, ultra zeki muhalif yarraklar. 

seçmenlere dair gözlemlerim;

erzurumlu bir aile geldi. karı - koca ve çocukları sekiz kişilik bir seçmen. kadınlar tamamen siyah manto mu kaban mı adı neyse işte bim'ci kadınların giydiği pardösülü ablalar. genç kızları var onlar da o şekilde giyimli. analarının okuma yazması yok. kim kimdir nedir bilmiyor. önceden konuşmuşlar, kenetlenmişler ama anneleri kabinin içinde bir hata yapar diye çok korkuyorlar. kocası kabine girip yardımcı olmak istiyor tabii ki izin vermedik ama görmeniz gerek muazzam bir sosyal gözlem tam gözümün önünde cereyen ediyor. akşama kadar buna benzer epey aile geldi. kabanlı teyzelerin bazıları da cin gibiydi. her şeyin farkında. reis'ine hayran, adam gibi adam diyenlerden. yere heybetle basıyor ayaklarını. mahallede çalışmış, konu komşu ziyaretlerine gitmiş, kim hasta kim doğum yaptı, kimin oğlu askerden gelmiş, kim kızını evermiş hepsini biliyor ve tek tek ziyaret etmiş. mahalleliyle sürekli iletişim içinde. 

işte akp'nin her seferinde sandıklarda zaferle çıkmasının en birinci nedenlerinden biri bu.

genel olarak tüm akp kitlesi bu şekilde. gençler kadın - erkek demeden kapı kapı geziyorlar. insanlarla nerede karşılaşsalar hal hatır soruyorlar, birbirlerinden haberdarlar, birbirlerini gözlüyorlar ve reislerinin etrafında kenetlenmişler. bunu bir dava olarak görüyorlar. ekonomik olarak onlar da hepimiz gibi zorluk yaşasalar da psikolojik ve ruhsal olarak yani ülkenin sosyolojisi içinde kendilerini güvende ve huzurlu hissediyorlar. işte bu işin püf noktası bu, amına koyayım bu. bu insanlar patates 20 lira da olsa mazot 40 lirayı da bulsa açlarından geberseler de tayyip erdoğan'dan vaz - geç - mez - ler. chp'lilerin anlamadığı şey bu. aslında anlamaları gerekir ama anlayamıyorlar. bu insanlar menkıbelerle, dini hikayelerle, kıssalarla büyümüş ve bunlardan beslenen insanlar. gerekirse taş kaynatıp yeriz, ağaçları bile kemiririz yeter ki islam'ın sancak- ı şerifi yerlere düşmesin gibi mitsel ve epik bir hissiyatla siyasete sahip çıkıyorlar. o lüks saray da bunların gözüne batmıyor. iktidarlarının bir şiarı, abidesi olarak görüyorlar. sarayı lüks ve debdebe olarak değil ihtişam ve görkem olarak görüyorlar. 

sandık kurulundaki chp'li kadın görevli arkadaşla arada konuşuyordum. akp'liler tamamen almış bu beldeyi, her yerdeler valla dedim. ay evet ya dedi. o yüzden gitmek istiyorum buradan. her yer çarşaflı doldu evimi satıp çanakkale'den bir yazlık alacağım oraya göçeceğim, dayanamıyorum artık dedi. işte kafa bu, zihniyet bu, tavır bu, tutum bu. bu kafa türkiye'de bin yıl da geçse iktidar olamaz, başa geçemez. gidelim hepimiz gidelim amına koyduğumun yerinden. gidip o seçim haritalarının en batısındaki daracık kırmızı şeritlere doluşalım. ama ne var biliyor musunuz? sizin gibi götünü kaldırmaktan aciz insanlarla bir arada yaşamak ayrı dert, dincilerle yaşamak ayrı dert. şaşırdım kaldım amına koyayım şaşırdım kaldım. ne bok yiyeceğiz bilmiyorum. 

bu seçimin arka bahçesinde neler dönüyor bilmiyorum. derinlerde bizim göremediğimiz yerlerde rasyonel aklın ve zahiri gerçeklerin ötesinde bir şeyler mi oldu onu da bilmiyorum.

ama koskoca bir partinin sözcülerinin yan yana dizilip boy göstererek; anadolu ajansı'nın verileri gerçek değil ysk'nın neticelerini bekliyoruz demesi beni deli ediyor. bu ysk'yi biz aylardır meydanlarda karalamadık mı? ysk'ya küfürler etmedik mi? şimdi birden güvenilir ve bel bağladığımız kurum mu oldu? 

bakın şunu anlarım; anadolu ajansı'nın sandıklar açılır açılmaz akp'nin oylarının yüksek olduğu yerlerin verilerini girip algılarımızla oynamasını, bizim moralimizi bozmak istemelerini, kendi kitlelerine zafer psikolojisi yaratmak istemelerini anlarım. ama aslolan anadolu ajansı değil ysk sonuçlarıdır ve ysk henüz sandıkların bilmem kaçını ancak açtı vs gibi şeyler ancak zırvalıktır. torbaların başında bekleyin demek zırvalıktır. ysk götünden sonuç uydurmaz, talimatla seçim kazandırmaz demiyorum bakın. ama burada dönen tartışmalar o kadar geri zekalıca ve rasyoneliteden uzak ki. ulan kaç sandık var atıyorum; 180 bin değil mi? senin 180 bin sandığın her birinde görevlin var mı var. sandıklar saat 5'te açıldıktan sonra her partiden en az 10 kişi sandık başında oyların sayımını izliyor mu izliyor. yaklaşık 2 saat sonra oylar herkesin gözü önünde sayılıp tutanaklara yazılıyor mu yazılıyor. işte o tutanaklardan isteyen kişi, kurum, ajans alabiliyor mu? evet! yani sandık açıldığından aşağı yukarı iki saat sonra haydi yerel saatler, doğu - batı farkı ve sandık kurulundakilerin mahareti falan filan farklarını hesaba katarsak en geç ama en geç gece saat 10'da tüm partiler hangi sandıkta kaç oy almışlar net ve tartışmasız olarak bilirler. bitti amına koyim bitti ya! 

daha ne kafa sikiyorsunuz yok ysk yok bilmem ne! ulan açılan sandık demek o sandıktaki oyların sayıldığı anlamına gelmiyormuş diye onlarca entry okudum inanılır gibi değil. oğlum harbiden salak mısınız ya siz? ne yani açılan sandık demek; sandığın üzerindeki mühürlü ipin sökülmesi mi demek? evet beyler şu anda sandığı açtık, bunu tutanağa yazalım ve anadolu ajansına bildirelim. türkiye'de sandıkların % 60'ı açıldı yani bu demek oluyor ki sandıkların kapağı açıldı henüz sayma falan yok (!) açılan sandık sayısından bunu mu anlıyorsunuz gerçekten?! ulan böyle bir geri zekalılık nasıl olur aklım hafsalam almıyor. bunlar da sözde bu ülkenin genç, enerjik, zeki muhalif kitlesi. sizin ben olmayan beyninizi sikeyim insanlar sizinle dalga geçiyor bizi el aleme rezil ettiniz amına koyduğumun dangalak sürüleri. sandıkların açılması demek o sandıktaki oyların sayılmış olması demek geri zekalı sığır! bir kere sadece bir kere "kaybettik" de ve üstüne düşün. hatalarını, eksiklerini, yanlışlarını, ihmallerin, düşün. 

ulan korkunç derecede klişesiniz amına koyduğumun götelekleri ya. sizin yaptığınız yapacağınız muhalefeti sikeyim ben. partilisi ayrı mal, ekşicisi ayrı, özgürlükçüsü ayrı. sizin gibi salaklar yüzünden hayatımız imam hatip mezunu kırpık bıyıklılar tarafından senelerdir sikiliyor amına koyduğumun yerinde.

weitere Informationen zum Artikel